Giriş veya Yeni Uye Kayit

    

        Ana Menu
Ana sayfa
Üye Hesabi
Ozel Mesajlar
Mesaj Tahtasi
Uye Cikis
Bize Ulasin
Ziyaretci Defteri
Forum
Haber Arsivi
Haber Ekle
Etkinlikler
Resim Albumu
Arama
Site üyelik Kurallari
        .::Dersim Menü::.
Dersim
Munzur
Dersim Katliyami
        DersimSpor
Tarihimiz
Kulup Bilgileri
Yonetim
Futbolcularimiz
Puan Durumu
Gol Krali (I.Takim)
Gol Krali (II.Takim)
Maclarimiz
        Dersim Albümü

Coppermine Photo Gallery

        Kim buradaydı?
· Munzur: 12 Saat.,11 Dak.
· serdar_62: 17 Saat.,34 Dak.
· dersimspor: 17 Saat.,58 Dak.
· Rindo: 1 Gün,11 Saat.,51 Dak.
· Erocan: 1 Gün,14 Saat.,8 Dak.
· Destan: 5 Gün
· tek_yol_devrim_62: 5 Gün
· ozgurcakir: 7 Gün
· dersimerkan: 8 Gün
· DiLoCaN: 9 Gün
· adire dersim: 9 Gün
· aGA: 10 Gün
· Musto: 13 Gün
· tarek62: 15 Gün
· ozanna: 19 Gün
· hanifi_akbayin: 19 Gün
· dersimli_ersin: 21 Gün
· dilann irmak: 22 Gün
· Ali-Arslan: 23 Gün
· dersimli-gogo: 25 Gün
        Kim Nerede?
Misafirler (3):
· Anonymous 1 -> Gallery
· Anonymous 2 -> Content
· Anonymous 3 -> News
        Site Sayacı
Pazartesi317
Salı94
Çarşamba300
Perşembe323
Cuma323
Cumartesi304
Pazar360
Toplam:182943
En Çok:664
        Günün En Cok Okunan Haberleri
· 1: 12.Haftanin Toplu Sonuclari-Puan Durumu (49)(Dersimspor)
· 2: Dersim Aslanlari avini bekliyor (28)(Dersimspor)
· 3: Suavi konserine binler katıldı (21)(Dersimspor)
· 4: Grup Yorumdan Yeni Albüm"BAŞEĞMEDEN`` (20)(Dersimspor)
· 5: Dersim`de Karete Müsabakalari Sonuclandi (17)(Dersimspor)
        Bülten
E-Posta Adresi:

Lütfen seçiniz:

Bülten tipini seç:


        Bizi Destekleyin
 



www.Dersimspor.net HOSGELDiNiZ- XER AME SIMA PERE PIYA
        Yönetici Girisi

 Admin

RAMAZAN 11 AYIN SULTANI MI YOKSA KÂBUSU MU?
Kuşkusuz dünyadaki yaklaşık 1,5 milyar Müslüman’ca 11 ayın sultanı olarak kabul edilen ve çok önemli olan Ramazan ayı,

Aleviler bakımından her geçen yıl şiddeti gittikçe artan bir kâbusa dönüşüyor.

Müslümanlara tatlı bir huzuru yaşatan, zekatlar, sadakalar verilerek toplumsal dayanışmanın doruğa ulaştığı; fakirlerin iftar sofralarında en azından sıcak ve mükellef bir yemek yiyebildiği bu ayda yaşanan bazı olumsuz gelişmeler, bu coşkuya oruç tutarak inançları gereği katılmayan Aleviler başta olmak üzere ülkemizde sayıları azımsanmayacak bir kesimi oldukça rahatsız ve tedirgin ediyor.

Zira inançlı Müslümanların gelmesini iple çektiği Ramazan’ın daha kutsal ayların başlangıcı olan Recep ayıyla birlikte Aleviler üzerindeki baskısı da yoğunlaşmaya başlıyor. Çünkü Ramazan’a daha iki ay olmasına rağmen sofu Müslümanlar oruç tutmaya başlarken, Recep ve Şaban adı verilen Ramazan öncesi aylarda gelen Kandil geceleri toplumda manevi atmosferi yükseltmeye başlıyor. Bu hazırlık ve ruhanî derinleşme özünde inananları bakımından kötü şeyler değil. Ama problem aynı kesimin kendi yaşadıklarını başkalarına da dayatmalarından kaynaklanıyor.

O nedenle Ramazan kendini Müslüman saydığı halde oruç tutmayanları çeşitli yalanlar uydurmaya zorlarken, geleneğinde zaten olmadığı için bu ayda oruç ibadetini yerine getirmeyen Aleviler üzerinde de zaman zaman cinayet ve yaralamalara varan fiziksel ve psikolojik bir terör dalgasına yol açıyor. Son 15 yıldır en az bir kişinin her yıl oruç tutmadığı için Ramazan terörüne kurban gitmesi de durumunun vahametinin en açık kanıtıdır.

Sözün özü Ramazan son yıllarda bir huzur ayından çok oruç tutmayanlar için bir kâbusun adı olmaya başladı. Ülkemiz Müslümanları ve İslamcılar güçlendikçe daha hoşgörülü olacakları yerde, inanmayanlar ve en azından İslam’ı kendileri gibi yorumlayıp yaşamayanlara karşı gittikçe artan şiddette gaddarlık örnekleri sergiliyorlar. Ramazan’ın coşku ve huzurunu kendi içlerinde kimseye zarar vermeden yaşayacaklarına, oruç tutmayanlara âdeta murdar bir hayvan muamelesi yaparlarken, toplumda yediden yetmişe eksiksiz herkesi oruç tutmaya zorluyorlar. Böyle bir ortama da devlet, hükümet ve örgütlü dini kesimler yanında Ramazan gelince halkın duyarlılıklarını ranta çevirmeyi kendine görev edinmiş sözde laik medya organları da çanak tutuyor.

* * *

Devlet ve hükümet, zaten Türk olmayı Müslümanlık ve Sünnilikle eşitlediğinden Diyanet’i, TRT’si ve bilumum diğer organlarıyla toplumu Ramazan’a bir seferberlik havasında aylar öncesinden hazırlıyor.  Malûm ya halkın yüzde 99’u Müslüman…

Gazete ve televizyonlar da öylesine. 11 ay çıplak kadın resimleri yayınlayan gazeteler bile Ramazan gelince aniden mazbutlaşıyor, Ramazan sayfaları hazırlanmaya başlanıyor ve Kuran başta olmak üzere dini eserler promosyon olarak veriliyor. TRT’sinden özeline bütün televizyon kanalları yayın akışlarını tamamen değiştirirken, dini program ve filmlerin gösteriminde rekor artışlar gözleniyor. Bu hummalı seferberlik Ramazan’da oruç tutsun tutmasın herkes üzerinde büyük bir hegemonya ve baskı oluşturuyor. İnsanlar bu bombardıman karşısında ne yapacağını şaşırırken, yaratılan ortamın gönüllü veya gönülsüz etkisinde kalıp,  aslında bu etkilerden uzakta yaşasa ve kendi vicdanıyla baş başa kalsa oruç tutmayacağı halde bir şekilde ikna ediliyor ve havaya girerek oruca niyetleniyorlar.

Oruçlar başlayınca da bu yoğun propaganda karşısında bile dirençli çıkabilenler artık bir ay boyu tacize, şiddete, hakarete, dolaylı ve dolaysız baskılara maruz kalıyorlar. Devlet dairelerinde bile mesailer iftar saatlerine göre ayarlanıyor; okullarda, üniversitelerde ve çoğu iş yerlerinde yemekhaneler Ramazan boyu kapatılıyor. Bırakın inanmadığı veya Alevi olduğu için oruç tutmayanları, İslam’a göre zaten oruçtan muaf tutulan hastalar, seferi konumundaki yolcular, hamile ve emzikli kadınlar yanında çocuklar bile dikkate alınmıyor.  

Açıkça söylemek gerekirse, Ramazan ve oruç terörüne bir şekilde dur demek gerekiyor. Çünkü hakikaten dindarlık derecesinde ve tutuculuğunda son yıllarda gözle görülür bir artış kaydedilen halkımızın büyük çoğunluğu “azınlıkta kalanlar” üzerinde çok büyük bir “çoğunluk” tahakkümü sergilemeye başladı.

Halbuki geçmişteki Ramazan aylarının günümüzdeki kadar çekilmez olmadığını eski Ramazanları anlatan yazarlarımız aracılığıyla izleyebiliyoruz. Tarihçi Prof. Dr. İlber Ortaylı da bunlardan biri. Bırakın daha bundan 25-30 yıl öncesini, Prof. Ortaylı İslamcılık siyasetini en yoğun bir biçimde kullanan Osmanlı Padişahı II. Abdülhamit döneminde bile Ramazanlarda sarayda gündüzleri ortalıkta tepsilerin uçuştuğunu ve buna rağmen oruç yeme tartışmalarının pek yaşanmadığını Milliyet’teki köşesinde çok iyi ortaya koydu. Ayrıca bu yazarlarımızdan Bektaşilerin fıkralarında olduğu gibi açıkça Ramazan orucuyla dalga geçmelerine ve ortalıkta yiyip içmelerine rağmen, belli zamanlar hariç pek kovuşturmaya uğramadıklarını öğreniyoruz.  Bir şeriatla yönetilen Osmanlı’ya, bir de laik olduğu iddiasındaki günümüz Türkiye’sine bakın! Bugün oruçla ulu orta alay edecek ve çarşıda-pazarda oruç yiyecek yiğit anasından doğmadı daha. Alimallah hemen oracıkta linç ediverirler adamı!

Ramazan baskısı Aleviler üzerinde de günümüzdeki kadar yoğun değildi. Çocukluğumu yaşadığım 1970’li yılların sonlarında ben Ramazan’ın geldiğini, gece yarısı komşu Sünni köyünden gelen davul sesleriyle derin uykumdan korkuyla uyandığımda öğrenirdim. Korkudan titreyerek sarıldığım babaannem beni, “Kokma oğlum! Yezitlerin oruç ayı geldi. Davulcular oruç tutacakları sahura kaldırmaya çalışıyorlar” diyerek sakinleştirirdi. Bunun dışında nüfusu o zamanlar binin üzerinde olan köyümüzde oruç tutan insan sayısı beş kişiyi bile geçmezdi.

 Ayrıca eskiden büyüklerimden her sene mutlaka, “Ramazan, orucuyla bayramıyla Yezitlerindir. Bizim değildir” sözünü duyduğumu çok iyi hatırlıyorum. Buna karşılık Ramazan Bayramı aynı Sünnilerde olduğu gibi kutlanırdı kutlanmasını, ancak bunda sanki oruçlar bitti de çevreden gelen baskı ve aşağılamalardan kurtulduk havasını sezerdiniz. 

Yine çocukluğumda Ramazan denince aklıma hep, bakkal olan babamın diğer zamanlarda beni dükkan alış-verişi için Kütahya’nın Gediz ilçesine götürdüğü halde, bu ayda orada benden ekmek-su ister de, bizi Sünnilere karşı mahcup edersin veya Alevi olduğumuz ortaya çıkar korkusuyla yanında götürmediği gelir.

Ayrıca o yıllarda köyde oruç tutup namaz kılan bazıları, diğerlerine de aynı yönde telkinde bulunduğunda, bunların çoğu âdeta muhatabıyla dalga geçercesine, “Benim Ramazan ve namaz adlı babam ölmedi daha!” karşılığını vererek, namaza ve oruca ne derece uzak bir geleneğin evlâdı olduklarını çekinmeden ortaya koyarlardı.

Ama gel zaman git zaman bu durum değişti. Yukarıdaki sözleri söyleyen aynı insanlar bugün Ramazan’da oruçta tutuyor, en azından cumadan cumaya camiye de gidiyor. Köyde oruç tutanların sayısında çok belirgin bir artış var. Eskiden köy kahveleri Ramazan’da gündüzleri de açıktı. Şimdi de açık belki ama sahipleri âdeta sinek avlıyor.

Son yıllarda durum bu senekinden pek farklı değildi ama bu seneki Ramazan ayı bana daha tuhaf geliyor. Belki bu Alevilik bilincimizin zaman geçtikçe yükselmesinden kaynaklanıyor olabilir. Bu sene İzmir, Manisa ve Kütahya’da veya Almanya’da bulunan akrabalarımdan hangisine telefon açsam, içlerinden bir veya bir kaçının Alevi oldukları halde oruç tutmalarıydı. Üstelik yetmiyormuş gibi, bir de bunu normal bir şeymişçesine kanıksamalarıydı. Onlara Alevi geleneğinde Ramazan orucunun bulunmadığını söylemem bile nafileydi. Ciddiye almadıkları bir yana, bana köyün delisi, meczup muamelesi yapıyorlardı.  İşte bu tavır beni çılgına çevirdi ve bu yazıyı kaleme almama neden oldu.

Tabii gerçek Aleviliği yazıyla herkese anlatamayacağımı da kavradığımdan, pratikte de bir şeyler yaparak işin ciddiyetini karşımdakilere anlatabilmek için sevilmemek pahasına da olsa bazı girişimlerde bulundum. İki kadın yakınım Ramazan ayında birkaç kez evimize misafir geldiler. Baktım oruçlular. En çok da üniversitede okuyan yakınıma kızdım. Diğer cahil ve tabansız Alevilerin oruç tutmasına karşı pek fazla şey söylemenin anlamsızlığını bildiğimden, aydın ve eğitimli bir kişinin akıntıya kapılıp bunlar gibi davranmaması gerektiğini anlattım kendisine. Baktım söylediklerimi ciddiye almıyor, ben de oruçlu olduğu müddetçe Ramazan’da bir daha evime gelmemesini, gelirse kapımdan çevireceğimi söyledim. Eşime de bunlara oruç diye akşam yemeği için kesinlikle özel bir şey hazırlamamasını tembihledim.

Buradan hareketle biz Alevilerin Ramazan’da oruç baskısına karşı kendi içimizde hangi önlemleri alacağımız konusuna gelebiliriz.

Aslında tek başına Alevilerin bu baskıları göğüslemesi mümkün görünmüyor. Öncelikle Sünni Müslümanları kontrolünde tutan devlet kurumu olan Diyanet’in ve diğer ilgili organların halkı aydınlatmak için harekete geçmesi gerekiyor. Çünkü Ramazan’da yaşanan bazı çılgınlıklar, oruç tutmayanlar üzerinde estirilen terör ve baskı Sünni İslami yoruma göre bile hoş görülemez bir aşamaya geldi. Diyanet’in camilerde, TRT’nin de dini yayınlarında gidişatın yanlışlığını anlatan telkinlerde bulunması gereği bir yana, artık devletin bütün kurumları Alevilikte Ramazan orucu bulunmadığını kabul etmeli, Alevilere bu yönde baskı yapılmamasını öğütleyerek aradaki farkı birlikte ve barış içinde bir toplumsal yaşamın devamı isteniyorsa çoğunluk Sünni halka anlatmalı. Bunun için elde bütün imkânlar mevcut. Aksi takdirde bu gidiş iyiye değil. Türkiye’de ve Türkler arasında oruç tutmayanlara uygulanan baskı Peygamber soyundan geldikleri halde Ürdün Krallığı’nda bile yok. Haşimi Kral II. Abdullah’ın eşi kapalı bile değil!

* * *

Özüne sadık Aleviler dışardan gelen bu baskılara bir şekilde karşı durabilir ama ya bu baskı ve dayatmaları içselleştirmiş içimizdeki Alevi kılıklı Sünnileri, kraldan çok kralcı kesilenleri ne yapacağız?

Bence sorun burada. Onun için Alevilikle Sünnilik arasındaki farkların altını kalın çizgilerle çizerek başlamalıyız işe. Burada bizleri içimizden ve dışımızdan bölücü, birliğe zarar verici olarak suçlayanlar çıkacaktır. Ama aldırmayın siz onlara! Ne zamandır bir toplumdaki farklı bir inanca sahip olanlar ve bunun gereğini yerine getirmeye çalışanlar, çoğunluğa ters gelmemek, uyum sağlamak adına kendi kimliğini terk eder oldu? Entegrasyon ve uyum iyidir ama bu asimilasyona dönerse orada iş değişir. Alevilerin sorunu da budur. Hem Aleviler hem de Sünniler ve devlet cephesinde uyum ve asimilasyon birbirine karıştırılır hale geldi.

Bu noktada kafası Sünni propaganda ve dogmalarıyla doldurulmamış, zehirlenmemiş Alevi kişi, kurum ve kuruluşlarına at izinin it izine karıştırılmaması bakımından önemli görevler düşüyor. Bunun da zamanı ne yarın ne de ertesi gündür; bu gündür! Hemen ve derhâl harekete geçmek gerekiyor, zira geçen her gün ve saat Alevilerin zarar hanesine işleniyor. Bu nedenle herkes kendine göre bir çare bularak olumsuzluklarla mücadele edebilir. Hem de radikal, kararlı ve tavizsizce olmalı bu mücadele…

Meselâ ben bu Ramazan’dan başlamak üzere kendimce bazı önlemler aldım. Artık Alevi olan yakın ve akrabalarımdan oruç tutanları Ramazan’da önceki yıllarda yaptığım gibi iftara filan çağırmayacağım. Yine bayram geldiğinde, Alevi olduğu halde oruç tutmuş olan akraba ve büyüklerimi arayacağım aramasını ama gelecek Ramazan’da da oruç tutarlarsa, bayramlarını tebrik için artık aramayacağımı bildireceğim kendilerine. Çünkü birilerinin artık yapılanların yanlış olduğunu söylemesi gerekiyor bunlara. Kötü görülmek, sevimsiz olmak pahasına bu görevi ben üstleneceğim. Yolun hakikatlerinin bilinmesi ve bu yönde Alevi kitle üzerinde bir hegemonya tesis edilmesi için bu sorumluluktan kaçamam. Buna bu toplumun içinden çıkan az çok mürekkep yalamış biri olarak hakkım yok. Aksi takdirde büyük usta Nazım Hikmet’in dediği gibi, “Sen yanmasan, ben yanmasam nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa?”

Yine her Alevi sadece bu konuyla sınırlı olmamak şartıyla bir misyoner kesilmeli bütün zamanlarda. Misyonerlik belki iyi bir şey değil ama başkalarına yapıldığında! Bir Alevi’nin başka Alevileri aydınlatmasının kime ne zararı var? Böyle bir misyonu üstleneceklerin de, Tevfik Fikret’in sözünde olduğu gibi, “Hak bildiğin yolda yalnız da olsa ilerleyeceksin!” düsturuyla kararlı bir şekilde hareket etmeleri gerekir. Zira akrabalarınız, dostlarınız size kırılacak, darılacak diye doğruları söylememek insanı yücelteceği yerde alçaltması bir yana yola da zarar verir. Nitekim de veriyor. Gerçekler ulu orta haykırılmadığı için Aleviler durmadan kan kaybediyor. Oysa bizim geleneğimizde, “Yol her şey ve herkesten üstündür.”

O halde okumuşu, cahili gerçeklerin farkında olan her Alevi için Aleviliğin ve Alevi kimliğinin kaybolmaması bakımından elini taşın altına sokma sorumluluğunu almak bir seçenek filan değil bir zorunluluktur. Zaman uyuma zamanı olmadığı gibi altımızdaki zemin hızla kaymaktadır. Kısaca azalmakta ve azaltılmaktayız. Kaçınılmaz olan bu kutlu göreve şu mahalle, bu köy veya kasaba bir zamanlar Alevi idi dedirtmemek; onlar, “Bravo üzerlerine yönelen çok büyük taarruzlara göğüs gererek hâlâ Alevi olarak ayakta kalmayı başardılar…” cümlesini gök kubbede çınlatmaya devam etmek adına severek sahip çıkmalıyız.  

Kimden korkuyorsunuz ki? Laik bir ülkede Alevilerin kimseye Müslüman olup olmadığını veya dindarlık derecesini kanıtlamak gibi bir zorunluluğu yok ve olamaz! Kendinizi çoğunluk topluma benimsetmek, onlara şirin görünmek için aslınızı inkâr etmenin size yarardan çok zarar getirdiğini fark edin artık. Bırakın sizleri olduğunuz gibi kabul etsinler ederlerse. Uyum adına kimsenin önünde eğilip bükülmeyin!

* * *

Kabul etmeliyiz ki, dün orucunu tutmasanız da Ramazan Bayramı sizindir diyerek kurnazca önünüze düşenler bugün orucu da ihmal edilemeyecek büyüklükteki bir Alevi kitleye kabul ettirmeyi başardılar. Zaten hep bu şekilde kanına giriliyor Alevilerin… Namazda da aynısı yapıldı. Önce, “Sadece bayram namazlarında camiye gelseniz, sanki kıyamet mi kopar?” dediler. Bazılarımız “Evet, ne olacak ki? Ucunda ölüm mü var?” diyerekten camiye ilk adımını attı. Yetmedi, “Haftada bir Cuma namazına gelin. Canım ne olacak ki?” taktiğine sarıldılar. Hayırlısıyla ona da “evet” denildi. O da gözlerini doyurmadı, bu sefer “Bazı vakit namazlarını da camide kılsanız, kilonuz mu eksilir?” dediler. Yine bazılarımız koyun sürüsü gibi itiraz etmedi ve davete uydu. Sonra bir baktık ki, bu kişiler camilerin daimi cemaati haline gelmişler. Alevilikleri sözde kalmış. İşin özü sonuçta bu yolla Aleviler ellerini verirlerse kollarını, hatta tüm vücutlarını kaptırır hale geldiler. Hani Muaviye yuvasıydı cami? Hani Maraş’ta, Çorum’da, Sivas’ta hep camiden çıkan ve tahrik olan bu insanlar eliyle yakılman, katledilmen ne oldu? İşte sen de girdin o kalabalığın arasına. Bravo sana, kabul ettirdin kendini sonunda. Yarın camideki imam tahrik etse, kışkırtsa sen de hazır hale geldin gözünü kırpmadan Alevi kardeşlerini cayır cayır yakmaya! Camiye giden Alevi’nin geldiği konum ne eksik ne fazla budur! Aksini iddia eden yalan söyler…

O nedenle mesele değil Alevi’nin elini, parmağının ucunu bile bunlara göstermeme noktasına gelmiştir. Gösterme arkadaş! Sen el âlemin “hoşgörü” şampiyonu musun? Karşındakiler inançlarından, ibadetlerinden zerre kadar taviz verip, bir adım bile geri adım atıyorlar mı? Seni olduğun gibi kabul edip saflarına katıyorlar mı? Hayır! O halde sen de öyle ol, karşındakine şirin gözükeceğim diye eğilip bükülme! Dik dur ve yoluna, aslına, nesline sadık kal!

Ama bunlar sözle olmuyor. Uygulayacaksın. Herkes görecek ki, kararlı ve tutarlı olduğunu, kimse seni yolundan çevirme girişiminde bile bulunmaya cesaret edemeyecek! Alevilerde eksik olan da bu… Çünkü içimizde amiyane tabirle her “hıyarım var” diyene tuzlukla seğirtenler olduğu müddetçe bizleri yolumuzdan çevirmek için canla başla çalışanların iştahında bir gram bile eksilme olmayacaktır. Evet maalesef aramızda omurgasızlar çoğalıyor.

Özetle bu Ramazan Bayramı’ndan erkeni yok. Tek tek Alevi bireyleri ve örgütleri, bayramda kesinlikle Alevi olan hiçbir yakınının bayramını kutlamasın. Sünni eş ve dostun bayramını kutlamanın bir zararı yok. Severek yapalım bunu ama Alevi olup, Ramazan’ı Alevi bayramı olarak anlayan ve kavrayan hiçbir kimsenin anneniz babanız da olsa bayramını tebrik etmeyin! Velev ki, bunlar bayramı Şeker Bayramı olarak görüyorsa o zaman kutlamada bir sakınca yok. Artık kanmayın hepimiz Müslüman değil miyiz safsatalarına! Çünkü bunlar birer tuzak sadece…

Alevi dernek ve vakıfları da kesinlikle Ramazanlarda bayram kutlaması düzenlememeli. Âdet olmuş diye yapanlar varsa da, toplananlara, “Ramazan Bayramı bizim bayramımız değil. Orucunu tutmadık ki, bayramını kutlayalım. Aleviler bu bayramı kutluyorsa da, çoğunluk topluma saygı ve nezaketinden bunu yapıyor. Lütfen bu kastı aşacak şekilde Ramazan’ı sahiplenmeyelim. Zira bizim asıl inanç ve geleneğimizde ne Ramazan orucu ne de bayramına yer var” cümleleri yüksek sesle ve korkusuzca tekrarlanmalı. Aksini yapanlar yola ve bu uğurda büyük bedeller ödemiş atalarına karşı çok büyük bir ihanet içine ve vebal altına girerler…

Böyle davranmazsak bizler kendi inanç ve kimliğimize hatta kendi şahsımıza bile gereken saygıyı beslemiyoruz demektir. Bu durumda da kendinin sahip çıkmadığı, saygı göstermediği inanç ve kimliğine, başkalarının saygı duymasını, seni ve inancını resmen ve fiilen tanımasını talep edemezsin. Belki böyle bir beklentin olur aynen şimdiki gibi ama senden ancak ve ancak bekleye bekleye ağaç olur. Başka bir şey değil!

Tarih: Çarşamba, 25. Ekim 2006 Gönderen: Dersimspor
 

RAMAZAN 11 AYIN SULTANI MI YOKSA KÂBUSU MU?

Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.


Cetin bildirdi: Tarih: 26.10.2006 13:48:
kesinlikle  kabus  degil 
omediya bildirdi: Tarih: 25.10.2006 16:54:
kesinlikle kabusss
        Giriş
Kullanıcı Adı:

Şifre:


        Seçenekler


        Haber Puanlama
Ortalama Puan: 3
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:
Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü

Bize Ulasin    Reklam Verin    Kadromuz   Tavsiye Edin  Duyurular

Dersimspor-Ludwigsburg
www.DersimSpor.Net
Dersimspor@hotmail.de