|
· Rindo: 1 Gün,10 Saat.,59 Dak. · Erocan: 1 Gün,13 Saat.,15 Dak. |
|
|
|
|
|
| Pazartesi | 317 |
| Salı | 84 |
| Çarşamba | 300 |
| Perşembe | 323 |
| Cuma | 323 |
| Cumartesi | 304 |
| Pazar | 360 |
| Toplam: | 182933 |
| En Çok: | 664 |
|
|
|
|
|
| Günün En Cok Okunan Haberleri |
|
|
|
|
|
|
|
Özellikle Kürt sorununun gündeme geldiği 1990'lı yıllardan itibaren yeşil sahalarda kurt işareti yapan seyirciler türemeye başladı.
Attıkları sloganlarda ırkçı söylemleri öne çıkaran bu grubun girişimiyle, maçlardan önce İstiklal Marşı okutulması da bir gelenek haline geldi. Oysa milli takımların maçları dışında UEFA'nın bir başka uygulaması yok. Çetin Altan'ın deyimiyle Türk'ün Türk'e propagandasının tipik bir örneği oldu bu gelenek.
Sol basının da bunda önemli hatası vardı, gazetelerinde spor sayfaları ya hiç olmadı ya da baştan savma bir sayfa servise konuldu. İlk dönemki Özgür Gündem gazetesini bunun dışında tutmak lazım. Ali Rıza Dizdar ve Trabzonspor'da oynayan Şeyhmus'un köşe yazarlığı yaptığı gazetenin spor sayfası, farklı duruşu ve bakışı ile ses veriyordu ki, bir süre sonra sayfa kaldırıldı. Oysa sporu, özellikle de futbolu küçümseyen sol, futbolun kirli bir endüstri haline gelmesini engelleyemediği gibi, deşifre de edemedi.
Son dönemlerde sahalarımızda ilginç pankartlar görmeye başladık. Özellikle Beşiktaş'ın Çarşı grubunun açtığı 'Çarşı, çarşıya karşı' sloganı atılmış en radikal, hatta anarşist bir slogan olarak kayıtlara düşerken, akabinde yine aynı grup 'Kartal PenCHEsi', FB'li tribünlerden de 'FenerbahCHE' pankartı görenleri şaşırttı. Bu gelişmeler üzerine spor dünyasında bir yolculuğa çıkarak hem futbol hem de diğer branşlarda yaşanan muhalif olayları, kişileri ve klüpleri anımsayalım istedik.
Türkiye'ye kısa bir bakış
Türk futbol tarihinin belki de en aykırı siması Galatasaraylı Metin Kurt'tur. 1970-1973 yılları arasında 3 kez şampiyon olan Kurt'un, futbolcuların sendikalaşmasını savunması, hasılattan futbolculara pay verilmesini istemesi, hatta daha ileri giderek takım arkadaşlarının antrenmanı boykot etmesini organize ederek, bir şekilde kaderini de çizmiş oldu. Çünkü bu talepler o zaman çok az ücret alan futbol emekçilerinin isyanı anlamına geliyordu. Önce takımdan kovuldu. 1976 yılında Kayserispor'a gitmek zorunda kaldı, sonrasında da milli takıma alınmadı. Yine bir başka Metin, meslektaşı Kurt gibi hem futboluyla hem de duruşuyla futbol tarihine damgasını vurdu, Metin Oktay'dı bu. Futbolu için söylenecekler söylenmiş zaten, ama bu asil adam futbolun zirvesindeyken, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının idamlarını durdurabilmek için, imza kampanyasına katılmış, 'Ne sağcıyız, ne solcu' sığlığının ötesinde yaşanan toplumsal olaylara karşı duruşunu ortaya koymuştur. 1990'ların başında Malatya'dan Ünal ile birlikte Trabzonspor'a transfer olan Şeyhmus'un, faili meçhullerin yaşandığı, çatışmaların en yoğun olduğu zamanlarda muhalif Özgür Gündem gazetesinde köşe yazarlığı yapma cesareti gösterdiğini not etmeden geçmek olmazdı. Aynı takımda oynayan Lemi Çelik ise, bir TV röportajında, 'Türkiye'nin en büyük sorunu insan hakları ihlalidir, başbakan olsam öncelikle bu sorunu çözmeye çalışırdım' demesi, bir futbolcu için devrim niteliğindedir. Fenerbahçeli Kemalettin ise, açıkça sosyalist olduğunu söylemesiyle gündeme gelmişti, ama onun sosyalistliği, Doğu Perinçek'in sosyalistliğinden öteye gidemedi. Tolunay Kafkas'ın yolculuklarda kitap okumasının kayda değer bir şey olarak görülmesi, futbolcularımızın ne kadar apolitik ve dünyadan habersiz olduklarını açıkça ortaya koyuyor.
Maradona'nın Che dövmesi
1936 Olimpiyatları, Hitler'i memnun etmek için Almanya'ya verilmişti. Hitler için bulunmaz bir fırsattı bu. Üstün Alman ırkını bütün dünyaya göstermek için bundan iyi fırsat olamazdı. Oyunların ana dalı atletizmi izlemek için Hitler Berlin Olimpiyat Stadı'nda yerini almış, Alman atletlerin zaferini görmek için sabırsızlanmıştı. Uzun atlama yarışmalarının en iddialı sporcusu Alman atletti, son hakkında siyahi sporcu J. Owens en uzun atlayınca, Hitler'in kafatasçı üstün ırk söylemi yerle bir olmuştu.
Futbol tarihinin belki de (bana göre) en iyi oyuncusu Maradona'dır. 1982 yılında savaş İngiltere ve Arjantin'i Falkland Adaları yüzünden karşı karşıya getirmişti. Maradona o savaşı unutmamış, 1986 Dünya Kupası'nda canını dişine takarak İngiltere'yi tek başına yenmişti. Aynı Maradona'nın, Amerika'daki yerli halka verdiği destek, Küba'ya bir süreliğine yerleşmesi, koluna Che dövmesi yaptırması pek futbolcularda rastlanan bir olay değildir. Yerli halk ve Che demişken, iki örnek daha vererek açıyı genişletelim. 2004 yılında İtalyan kulübü İnterli futbolcular, kaptanlarının öncülüğünde kendi aralarında para toplayarak, Meksika'daki Zapatist harekete bir ambulans aldılar. Fransız golcü T. Henry ise, 2005 yılında dünyanın en iyi futbolcusu yarışmasına katılırken, üzerine bir Che tişörtü giyerek gitti. Kendisine bunun ne anlama geldiğini soran gazetecilere tek bir yanıt verdi: 'Onun yaptığı her şeye saygı duyuyor ve destekliyorum.'
Kime sorsanız gelmiş geçmiş en iyi boksör olarak Muhammed Ali'yi gösterir. Ali, 1968 Vietnam Savaşı'nda ABD hükümetini protesto etmek için olimpiyat madalyasını nehre atar. Bana göre, gelmiş geçmiş en iyi boksör Kübalı Feliks Stevenson'dur. Boks hayatı boyunca maç kaybetmeyen, katıldığı tüm olimpiyat ve dünya şampiyonalarında çok rahat birinci olan Stevenson'a her platformda boks simsarları tarafından profesyonel olma teklifi yapıldığı halde, kapitalizmin spora bakışını reddederek, profesyonel olmamış nadir sporculardandır.
Livorno kaptanı Lucarelli
1968 Meksiko Olimpiyatları'nda 200 metrede birinci olan T. Smith ve üçüncü olan J. Carlos madalya töreninde siyah eldivenli ellerini yumruk yapıp havaya kaldırarak ABD'deki ırk ayrımcılığını protesto ettiler ve hemen madalyaları ellerinden alındı, atletizm yapmaları yasaklandı. Ardından bu kez 400 metrenin kralları Evan, James ve Freeman kürsüye siyah bereyle çıkarak, arkadaşlarına destek mesajı verdiler.
Futbol takımlarının tarihsel duruş ve misyonlarına geçmeden önce aşağıda yer alacak takımlardan biri olan Livorno'nun kaptanı Ciristiano Lucarelli'den bahsetmeden geçmek yazıyı eksik bitirmek gibi olur.
Lucarelli, Livorno limanında çalışan bir işçi babanın oğludur. 30 yaşındaki forvet, Torino, Valencia, Atalanta gibi önemli takımlarda oynadıktan sonra, 100 bin euroya (yanlış duymadınız sadece 100 bin) doğduğu kentin takımı Livorno'ya geldi. Menajeri, 'Milyonunuz Sizde Kalsın' adıyla kitaplaştırdı onun öyküsünü. Livorno'da oynamadığı zamanlar, sakat ve cezalı ise hafta sonlarında Livorno'nun kale arkası Kurva (Otonomlar Tugayı taraftar Grubu) da yerini almasıyla efsaneleşti. Lozio'lu Di Canio'un attığı gol sonrası verdiği faşist selamı protesto etmek için sol yumruğunu havaya kaldırdı. Canio'ya 3, Lucarelli'ye 6 maç ceza verildi. 'Doğuştan komünistim' diyen Lucarelli, 19 yaşında İtalya Milli Takımı'na seçildiği ilk maçta attığı gol sonrası, formasının altından Che atletini seyircilere göstermesi ile milli takım macerası sonlandırıldı. İtalya gibi güçlü bir ligde gol kralı olması bile milli takıma alınmak için yeterli görülmedi.
Benzer bir öykü de Liverpol'ın oyuncusu R. Fowler'e ait. Fowler, Liverpol tershane işçilerinin grev yaptığı bir dönemde, attığı gol sonrası formasının altından çıkardığı tişörte: 'Tershane İşçilerinin Yanındayız' yazısı ile paranın, bazı değerleri kirletmemesi gerektiğini gösteren bir başka örnek olarak kayıtlara düştü.
Kievli oyuncular kurşuna dizildi
Livorno, İtalya'nın Toskana bölgesinde 150 bin nüfuslu bir liman kenti. Sol seçmene sahip Toskana bölgesinin en önemli kentlerinden biri. 1921 yılında kurulan İtalyan Komünist Partisi'ne gönderme yapmak için taraftarların lokali '1921' adını taşıyor. Forma rengi koyu kızıl. Livorno takımı, kentin ruhunu aynen kendisinde barındırıyor. Kale arkası tribün 'Otonomlar Tugayı' adını taşıyor. Maçlarda en çok açılan pankartlar kızıl bayrak ve orak-çekiç. Irak'ta Nasıriye'de ölen 17 İtalyan askeri için, İtalya liglerinde saygı duruşu yapılırken, Livorno tribünlerinde on, yüz, bin Nasıriye sloganı yükselmişti. Tepkilerini 'Bunlar işgalci askerlerdi. İtalya'da her yıl iş kazasında 1500 kişi ölüyor, onlar için neden devlet töreni düzenlenmiyor' diye açıkladılar.
Dinamo Kiev'i birçoğumuz kupada Beşiktaş'ı, bu yıl da Fenerbahçe'yi eleyen kulüp olarak biliyoruz. 1980'li yıların ortalarından itibaren, efsanevi teknik direktör V. Labonovski ile sahaları kasıp kavuran ve kendilerine '2000'li yılların takımı' denilen bir takımdı aynı zamanda. Ama bundan daha önemli bir geleneği var Dinamo Kiev'in: Direniş ve başeğmeme. 2. Dünya Savaşı'nın yaşandığı günlerde Kiev işgal altındadır. Almanlar işgal ettiği her yerde yaptığı gibi üstün ırk olduklarını göstermek için o kentin takımı ile maç yapar ve karşı takımın kaybetmesi kesindir. Çünkü Almanlar yenildiğinde karşı tarafı ölüm beklemektedir. Kiev'de de aynı senaryoyu uygulamaya koymak istediler. Alman takımı Kiev ile maç yapacaktır. Kiev takımı cephede savaşan oyuncuları dışında kalan diğer oyuncularıyla Alman takımının karşısına çıkar. Söylenen hep aynıdır, maçı kaybedeceksiniz, yoksa sizi öldürürüz. Kiev'li oyuncular ilk devre işi idare etmeye çalışır, ama tribünlerdeki Kievliler ıslıklarla takımını protesto eder. Devre arasında Kievli futbolcular galibiyet için ant içerler, sonuç ne olursa olsun. Maç bittiğinde Dinamo Kiev galiptir. Almanlar bütün Kievli oyuncuları kurşuna dizerler.
B. Münih Hitler'e destek verdi
Liverpol, İngiltere'nin en önemli liman kentidir. Tıpkı Livorno'da olduğu gibi, Liverpol futbol takımını da tershane işçileri kurmuşlardır. Takım her zaman işçi sınıfına yakın duruşunu sergilemiştir. Liverpol işçilerinin h�l� en gurur duyduğu iki şey vardır; Liverpollu dört gencin kurduğu Beatles Grubu ve kentin futbol takımı.
Barselona, İspanya iç savaşında Cumhuriyetçilerin başkentiydi. Faşist general Franco iç savaşı kazanınca bu sefer savaş futbol sahalarında devam etti. Katalanlar ve solcular Barselona'yı tutarlarken, Franco açıktan Real Madrid taraftarı olduğunu ilan ediyordu. Bu nedenle h�l� Real Madrid, İspanya'da en nefret edilen takım. Dünyada da Bayern Münih'le birlikte bu nefret birinciliğini paylaşıyor. Bayern Münih'in 2. Dünya Savaşı'nda Hitler'e açıktan maddi destek verdiğini hatırlatmak gerek. Barselona mağrurluğu temsil etti hep. Tarihlerinde Atletico Bilbao ile birlikte reklam almayan iki takımdan biriydi. İlk kez bu sene reklam aldılar, o da bir holding reklamı değil UNİCEF reklamıydı.
Atletico Bilbao; Basklıların gururu, her şeyi. Tarih boyunca hiçbir şirketin reklamını almamış bir kulüp. Bununla da yetinmemiş, Basklılar dışında oyuncu oynatmaması ile de hep gündemde kaldı. Taraftarlarının büyük çoğunluğu, Basklıların bağımsızlığını savunan ETA sempatizanı aynı zamanda. Dünyada birçok kulübün kuruluşuna baktığımızda sosyal, siyasal ve toplumsal nedenlerin toplandığını görüyoruz. Oysa ülkemizde bu misyona sahip bir takımın eksikliği ne yazık ki fazlasıyla var. Hala Beşiktaş'ı ameleler kurmuş, Galatasaray aristokratların takımı, Fenerbahçe milli mücadeleyi simgeliyor klişelerine sığınmaktan başka bir şey yapmıyoruz. Futbol takımlarımızın birçoğunun başkanının, takım başkanlığını kara para aklama, imtiyaz sağlama, ihale almada bir güç olarak kullandıklarını görüyoruz. Trabzonspor başkanlığına gelen ve sadece iyi bir takım yaratma derdinde olan Atay Aktuğ'un nasıl devrildiği hafızamızda taze. Hiçbir futbolcumuz, sosyal, siyasal, toplumsal veya geniş katmanları ilgilendiren herhangi bir konuda görüş sahibi değil. Bırakın görüş sahibi olmak, dünyadan ve yaşadığı ülkenin gerçeklerinden kopuk ve mankenlerin dünyasına takılmaktan başka bir sosyal(!) yönlerinin olmadığı gerçeği sadece onların sorunu mu? Yoksa Türkiye'de genelde spora, özelde futbola bakış açısından mı kaynaklanıyor? Tartışılması gereken en önemli konulardan biri de bu. Futbolun bütün dünyada gittikçe kirlenen bir endüstriye dönüşmesi yukarıda verdiğimiz örnekleri daha da anlamlı kılıyor.
DOĞAN DURGUN
|
|
Tarih: Çarşamba, 11. Haziran 2008 Gönderen: Munzur |
|
|
|
|
|
Sol'un sporla imtihanı
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden biz sorumlu tutulamayız.
|
|
|
|
|
|
Ortalama Puan: 0 Toplam Oy: 0
Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:
|
|
|
|
|
|