Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi. Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...

|
24 Ocak 1993.... Türkiye, sabah saatlerinde Ankara'nın Oran sitesinde patlayan bir bombayla sarsıldı. Peşpeşe faili meçhullerin yaşandığı, karanlık ellerin aydınları hedef aldığı Türkiye'nin sisli puslu ortamında bu kez hedef, yine bir aydın ve basının özgür kalemi Uğur Mumcu'ydu. Bugün ise mesleğini, "gazetecinin görevini yapabilmesi için habere, olaya, olguya, belgeye ve bilgiye dayalı yazılar yazması gerekir. Bunun için de gazetecinin güvenilir kişi olması zorunludur. Sır saklayan, haber ve bilgi kaynağını gizlemesini bilen, gerektiğinde hükümetlere ve güç odaklarına karşı savaşmayı göze alan insan, gazetecidir" ilkesinin ışığında yapan Mumcu'nun 14. ölüm yıldönümü...Türkiye, suikastin arkasındaki sır perdesinin aydınlatılamadığını unutsa
da, basının usta kalemini unutmadı ve vefa borcunu yine O'nu anarak ortaya koyacak.
1942'de Kırşehir'de doğan ve gazeteciliğe 1965 yılında "Biz Anayasayı savunuyoruz ya siz?" başlıklı makalesiyle Yön Dergisi'nde adım atan Mumcu, 1967'de de "Kitap Toplatmak Anayasaya Aykırıdır" yazısıyla Kim Dergisinde yazmaya başladı. Aynı yıl "Anayasaya Saygı" başlıklı yazısıyla Akşam Gazetesi'nde incelemeleri yayımlanmaya başladı. 1968'de dil öğrenmek için gittiği İngiltere'den yazılarına devam eden Mumcu, daha sonra da Türk Solu dergisinde yazdı. 1970 yılında Ant Dergisi ile Cumhuriyet Gazetesi'nde makale ve incelemeleri yayımlanan Uğur Mumcu, 1971 yılında ise 12 Mart'ın ardından gözaltına alındı ve 1 ay sonra serbest bırakıldı. Mumcu askerliğini yapmaya hazırladığı sırada "orduya hakaret ettiği" gerekçesiyle tutuklandı ve pek çok aydınla birlikte, Mamak Askeri Cezaevinde 1 yıla yakın süre aynı kaderi paylaştı. Hakkında açılan davada 7 yıla mahkum edilen Mumcu, kararın Yargıtay tarafından bozulmasının ardından serbest bırakıldı ve hemen askere alındı.
"ANARŞİST" YAZISIYLA ADIM ATTI
1965 yılından itibaren çeşitli dergi ve gazetelerde yazdığı yazılarla dikkat çeken Mumcu, gazeteciliğe profesyonel olarak 25 Şubat'ta Yeni Ortam Gazetesi'nde "Anarşist" başlıklı yazısı ile adım attı. 1975'te Yeni Ortam Gaze-tesi'ne veda eden Mumcu, aynı yıl Cumhuriyet Gazetesi'nde "Gözlem" başlıklı köşesinde düzenli olarak yazmaya başladı. Mumcu Cumhuriyet'in dışında Ankara Ajansı'nda da çalışıyordu. Mumcu'nun, Altan Öymen'le birlikte hazırladığı Yahya Demirel'in hayali mobilya ihracatını konu edinen, "Mobilya Dosyası" adlı kitabı ile Türkiye "hayali ihracat" la tanıştı. 1977'de Anka Ajansı ile yollarını ayıran Mumcu, Cumhuriyet'in kadrolu yazarı oldu. Mumcu, gazeteciliğin yanı sıra pekçok kitaba imza attı. "Sakıncalı Piyade", "Bir Pulsuz Dilekçe", "Çıkmaz Sokak", "Tüfek İcat Oldu", "Gazi Paşa'ya suikast", "Rabıta", "12 Eylül Adaleti" bunlardan sadece birkaçıydı.
"PAPA-MAFYA-AĞCA"
Mumcu, Gazeteci Abdi İpekçi'nin katili ve Pa-pa'ya suikast girişiminin tetikçisi Mehmet Ali Ağca ile ilgili de uzun yıllar araştırma yaptı. Mumcu'nun bu araştırmaları 1982'de "Ağca Dosyası" kitabında yeraldı. 1983'te Ağca ile cezaevinde röportaj yapan Mumcu, uzun ve yorucu bir çalışmanın ürünü olan "Papa-Maf-ya-Ağca" kitabını 1984'te yayınladı. 1985 yılında Roma'ya giden Mumcu'nun, Papa davasında uzman tanık olarak bilgisine başvuruldu. "Hizbullah, PKK ve Kontgerilla" konularını irdeleyen makaleler yazan Mumcu, 24 Ocak 1993'de öldürülmeden önce ise "PKK ve Kürt Sorunu" üzerinde çalışıyordu. Yaşamına pekçok ödülü sığdıran, kalemini hiçbir zaman satmayan Mumcu'nun öldürülmeden önceki son yazısı ise "Zeyilname" oldu.
GERÇEKLER AYDINLATILAMADI
Türkiye'yi sarsan suikast, Uğur Mumcu'nun ölümünden tam 7 yıl sonra adaletin karşısına çıkarılabildi. Uğur Mumcu suikasti ile birlikte Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı, Prof. Dr. Muammer Aksoy ve Doç. Dr. Bahriye Üçok cinayetlerini de kapsayan davanın adı ise "Umut" oldu. Ancak adı Umut olsa da dava, cinayetlerin arkasındaki sır perdesinin tam olarak aydınlatılmasını sağlayamadı.
"UĞUR'LAR ÖLMEZ"
Gazeteci yazar Mumcu, ölümünün 14. yıldönümünde, kendisi gibi faili meçhule kurban giden Prof. Dr. Muammer Aksoy'la birlikte, 24-31 Ocak günleri arasında "Adalet ve Demokrasi Haftası" kapsamında düzenlenecek çeşitli etkinliklerle anılacak.
Uğur Mumcu'yu unutmayanlar bugün saat 13.00'den itibaren ölümünün ardından Uğur Mumcu'nun adını alan sokağında ve evinin önünde olacak. Ellerinde karanfilleri ve mumları, dillerinde ise "Uğur'lar ölmez" sloganlarıyla. Uğur Mumcu ise sevenlerine, unutmayanlarına bir kez daha, "Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi/ Birgün mezarlarımızda güller açacak ey halkım unutma bizi/ Birgün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi/ Özgürlüğü adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi" diyecek.
CHP'den teşkilata Mumcu talimatı
CUMHURİYET Halk Partisi Genel Sekreteri Önder Sav, bir genelge yayınlayarak, "Uğur Mumcu ile Muammer Aksoy için düzenlenecek etkinliklere kitlesel olarak katılmaları" talimatı verdi. CHP Genel Sekreteri Önder Sav, genelgede, "anma toplantılarına, en başta Ankara'daki bütün CHP'lilerin en yüksek ilgi ve katılımı sağlamaları, Mumcu Aksoy gibi aydınlanma devrimi savaşçıları için yerine getirilmesi gereken bir görevdir" dedi.
Birgün, 24.01.07
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...
Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler, sizin için öldük. Adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Bağımsızlık, Mustafa Kemal' den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile alamamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
Asıldık ey halkım, unutma bizi...
Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...
Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...